25 Eylül 2008 Perşembe

Nouveau Art in Istanbul








İstanbul’un yenisi: Art Nouveau

İstanbul mimari açıdan sizi büyüleyen ve avuçlarının içine alıp gözünüzü gönlünüzü açan bir şehir. Doğunun en batılısı belki de bu şehir. Tarihinin cumhuriyetle kesişme noktasında Art Nouveau akımının etkisinde batıya yaklaşmanın ama doğudan kopamamanın arasında kalmış. 


İki şehrin hikâyesini barındırır İstanbul. Birisi tarihin ve saltanatın göbeğinde bir limana kurulu eski bir şehir; diğeri ise biraz daha yukarıda, yeni, neşeli, eğlenceli, tarihi dokuyu moderniteyle kaynaştırmış... Bu şehir her iki yüzüyle sakinlerini olduğu kadar ziyaretçilerini de çok kısa bir zamanda avucunun içine alır, gözünü-gönlünü açar.

Şimdi, eski İstanbul’dan değil de daha çok Beyoğlu’nda şekillenen, Art Nouveau yapılarla çiçeklenen yeni İstanbul’dan bahsetmek istiyoruz sizlere. Fest Travel’in düzenlediği, Prof. Dr. Afife Batur’un rehberlik ettiği ‘İstanbul’da Art Nouveau Yapılar’ gezisi, İstanbul’un mimari açıdan renkli yönünü keşfetmeniz için bulunmaz bir fırsat.

Yeni Sanat: ‘Art Nouveau’, ‘Modern Style’, ‘Stile Floreale’, ‘Secessionsstil’
Art Nouveau, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında, Avrupa’da “Herkes için sanat, her yerde sanat” sloganı ile ortaya çıkar. Yaklaşık 25 yıl boyunca süren bu akım, Avrupa’da olduğu kadar İstanbul’un sosyal ve kültürel hayatında da derin izler bırakır. Esin kaynağını ağırlıklı olarak Japon kültüründen alan Art Nouveau, çiçekli bezemeler ve çizgisel düzenlemeleriyle mimariyi de etkiler.

İstanbul’un Art Nouveau ile tanışması, Osmanlı’nın Batı ile flört ettiği döneme rastlar ve yaklaşık 1920’lerin ortasına kadar sürer. Bu değişimde, 1870’de çıkan ve ağırlıklı olarak da Beyoğlu’nu etkileyen büyük yangının rolü büyüktür. 8 bin binanın küle döndüğü yangının ardından 1871’de yeni bir düzenleme ile inşaatlar başlatılır. Beyoğlu’nda arazi fiyatları birden yükselir ve ilçe üst gelir düzeyine sahip İstanbullular'ın yerleşim alanı haline gelir. Böylece bölgenin statüsü değişir ve bir Avrupa kentine dönüşmeye başlar. Görkemli yapıların yapımı neredeyse yüzyılın sonuna kadar tamamlanır. Tiyatrolar, Levantenlere ya da yabancılara ait okullar, kiliseler, apartmanlar, restoranlar, oteller, modaevleri, kitapçılar, seyahat acenteleri ve daha birçok kentsel zenginlik bu dönemde yerini bulur. Burjuva grupların Art Nouveau mimarlığına talebinin artmasıyla Pera, bir Art Nouveau yapılar müzesine dönüşür.

Art Nouveau akımını İstanbul’la tanıştıran İtalyan mimar Raimondo D'Aronco’dur. D’Aronco Avrupa menşeili bu akımı Türk mimarisi ile başarıyla birleştirir. Eserlerinde ağırlıklı olarak Bizans ve Osmanlı süslemelerinden esinlendiği görülür. İstanbul’daki birçok Art Nouveau yapıda onun imzası ya da izi vardır. Bu yapılardan en önemlisi ise İstiklal Caddesi’ndeki Botter Apartmanı’dır.

Maison Botter Apartmanı
İstiklal Caddesi’nde, Tünel'den Galatasaray'a doğru, İsveç Konsolosluğu'nun hemen yanında, yedi katlı, taş ve demir işçiliğinin en özel örneklerinin yer aldığı bir binadır Botter Apartmanı. 1900'de Padişah II. Abdülhamit'in modacısı ya da şimdiki deyimle 'imaj maker'ı Jean Botter için yaptırdığı bu görkemli yapı, günümüzde maalesef yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bir zamanlar İstanbul sosyetesinin uğrak yeri olan Botter Apartmanı, sonradan ortaya çıkan mirasçılar ve devlet arasında süren hukuki süreç nedeniyle sahipsiz ve bakımsız bir durumda.

Botter Apartmanı'nın inşası, imparatorluğun en çalkantılı dönemi olan 20. yüzyılın başına denk gelir. İmparatorluk, siyasi açıdan kaybettiği kudretini, İstanbul'u saraylar ve görkemli binalarla donatarak gidermeyi deniyor, Avrupa'dan ünlü mimarları çağırıyordu. Sultan'ın resmi terzisi olan Jean Botter tanınmış bir modacıydı. Sultan Abdülhamid ona verdiği değeri göstermek için Pera'da Botter Modaevi'ni yaptırmaya karar verdi. Bunun için ünlü İtalyan mimar Raimondo D'Aronco seçildi. Dönemin en önemli mimari akımı olan Art Nouveau tarzında inşa edilen binanın zemin ve birinci katı Botter'ın işyeri, üst katlar ise konut olarak düzenlenmişti. Apartman kısa zamanda Pera'nın en popüler yapısı oldu. İstanbul'un zenginlerine Avrupa modası burada tanıtılıyor, defileler yapılıyordu.

Şeyh Zafir Türbesi ve Kütüphanesi
Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndan aşağıya inerken, hemen solda yer alan, Ertuğrul Tekkesi adıyla da anılan Şeyh Zafir Türbesi, II. Abdülhamid tarafından Şazeli tarikatının önde gelen şeyhlerinden Şeyh Hamza Zafir adına yaptırılır. ¬İstanbul’daki ilk Art Nouveau yapılarından biri olan türbe, Avusturya Art Nouveau mimarisinden yola çıkılarak inşa edilmiştir.

Huber Köşkü
Boğaziçi'nin Rumeli yakasında, Tarabya Koyu'nun güneyinde muazzam bir bahçe içinde görkemli bir yapı bulunur. Bu yapı, Osmanlı-Almanya ilişkilerinde önemli bir role sahip Baron Huber’e ait Huber Köşkü’dür. Osmanlı ordusunun bütün teçhizatlarını karşılayan Krup firmasının temsilcisi olan Baron Huber, Abdülhamid döneminde Boğaz sosyetesinin en önemli isimlerinden biriydi.

Huber Köşkü, 77 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş. Köşkün arazisinde, ana bina dışında ahır, arabalık, müştemilat ve bir de av köşkü bulunuyor. Bahçesi yurtdışından özel olarak getirilmiş ağaçlarla düzenlenmiş ve ağaçların birçoğu 150 yaşın üzerinde. Ayrıca Türkiye’deki en eski sera burada bulunuyor, ancak sıkı bir restorasyona ihtiyacı var. Mimarı ve yapım yılı tam olarak bilinmese de yapıda Raimondo D’Aronco’nun etkileri görülüyor.

Boğaziçi’ne zarafet katan bu köşk, Huber ailesinin işgal öncesinde İstanbul’u terk etmesiyle birçok kez el değiştiriyor. 1985 yılında ise kamulaştırılarak Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılmaya başlıyor.

Hıdiv Kasrı
Boğaziçi’nde hem deniz hem de saray manzarası görebileceğiniz bir mekan Hıdiv Kasrı. Yapı, Anadolu Yakası’nda, Çubuklu semtinde geniş bir koru içerisinde yer alıyor. Kasrı, dönemin Mısır Valisi Abbas Hilmi Paşa, İtalyan Mimar Delfo Seminati’ye yaptırıyor.

Art Nouveau tarzındaki bu yapı aslında bir saray görünümünde. Bin metre kare alan üzerine kurulu kasrın dış kapısı tamamen altın yaldızlı çiçek figürleriyle bezeli. Yuvarlak mermer sütunlar, teraslar, yatak odası; kule, mermer, ahşap ve kristal salonları döneminin neo klasik, neo İslam ve neo Osmanlı öğeleriyle bezenmiş. Duvarlara, tavanlara ve sütun başlıklarına işlenen çiçek, meyve ve av hayvanları resimleri de Avrupa mimarisinin etkilerini yansıtıyor.

Ünü Avrupa'ya kadar yayılan, İstanbul'un en büyük gül bahçesine sahip Hıdiv Kasrı’nda, buharla çalışan ilk asansörlerden birinin de bulunduğunu hatırlatalım.

Boğaz manzarası, yemyeşil ormanları seyreden kulesi ile oldukça müstesna bir yapı olan Hıdiv Kasrı bugün turistik bir kafe-restoran olarak hizmet veriyor. Açık büfe yemek ve brunch servislerinden yararlanacağınız mekânda, oldukça uygun fiyatlarla klasik Türk mutfağından seçme lezzetleri tadabilirsiniz.

Ahmet Ratip Paşa Köşkü (Çamlıca Kız Lisesi)
Küçük Çamlıca’da bulunan Ahmet Ratip Paşa Köşkü, II. Abdülhamid’in son dönemlerinde Hicaz Valisi Müşir Ahmet Ratip Paşa tarafından, dönemin ünlü mimarı Kemalettin’e yaptırılmış. Bugün Çamlıca Kız Lisesi olarak hizmet veren dört katlı yapının inşaatında ve dekorasyonunda çok değerli malzemeler kullanılmış. Kapı ve pencerelerinde kalem işi tekniğinin uygulandığı köşkün görkemli merdivenlerinde ise kesme Bakara kristali kullanılmış. 
1908 Meşrutiyeti'nin ilanından sonra bina, bahçesi ve müştemilatıyla, dönemin Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakanı) Şükrü Bey tarafından bakanlık adına satın alınmış ve çok uzun süre kız lisesi olarak kullanılmış. Türk sinemasının mihenk taşlarından biri olan Hababam Sınıfı serisinin çekimlerinin de bu köşkte gerçekleştirildiğini belirtelim.


Kaynak: In İstanbul 6. sayı

Hiç yorum yok: