25 Eylül 2008 Perşembe

About Nouveau Art



Art Nouveau ([aʁ nu vo], anglicised /ˈɑːt nuːvəu/) (French for ‘new art’), also known as Jugendstil (German for ‘youth style’), is an international movement[2] and style of art, architecture and applied art—especially the decorative arts—that peaked in popularity at the turn of the 20th century (1890–1905).[3] A reaction to academic art of the 19th century, it is characterized by organic, especially floral and other plant-inspired motifs, as well as highly-stylized, flowing curvilinear forms.[4] Art Nouveau is an approach to design according to which artists should work on everything from architecture to furniture, making art part of everyday life.[5]

Art Nouveau’s fifteen-year peak was strongly felt throughout Europe—from Glasgow to Moscow to Spain—but its influence was global. Consequently, it is known in various guises with frequent localized tendencies.[6] In France, Hector Guimard’s metro entrances shaped the landscape of Paris and Emile Gallé was at the center of the school of thought in Nancy. Victor Horta had a decisive impact on architecture in Belgium.[7] Magazines like Jugend helped spread the style in Germany, especially as a graphic artform, while the Vienna Secessionists influenced art and architecture throughout Austria-Hungary. Art Nouveau was also a movement of distinct individuals such as Gustav Klimt, Charles Rennie Mackintosh, Alfons Mucha, René Lalique, Antoni Gaudí and Louis Comfort Tiffany, each of whom interpreted it in their own individual manner.[8][9]

Although Art Nouveau fell out of fashion with the arrival of 20th-century modernist styles,[10] it is seen today as an important bridge between the historicism of Neoclassicism and modernism.[9] Furthermore, Art Nouveau monuments are now recognized by UNESCO on their World Heritage List as significant contributions to cultural heritage.[11] The historic center of Riga, Latvia, with “the finest collection of art nouveau buildings in Europe”, was inscribed on the list in 1997 in part because of the “quality and the quantity of its Art Nouveau/Jugendstil architecture”,[12] and four Brussels town houses by Victor Horta were included in 2000 as “works of human creative genius” that are “outstanding examples of Art Nouveau architecture brilliantly illustrating the transition from the 19th to the 20th century in art, thought, and society.”[1]


Nouveau Hakkında

Art Nouveau zarif dekoratif süslemelerin ön plana çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla kullanıldığı bir sanat akımıdır.Köklerinin Britanya merkezli Arts&Crafts hareketine dek gittiği söylenebilir. Avrupa ve Amerika’yı etkilemiştir.

19.YY sonu ve 20. YY başında etkili olmuş bu akım ülkemizde 1900 Sanatı ya da Yeni Sanat adlarıyla anılmakla birlikte birçok Avrupa ülkesinde bölgesel olarak değişik adlarla anılmış , adlara uygun olarak ta uygulamaların niteliklerinde değişiklikler görülmüştür.

Modern Style, Yellow Book Style, Fin de Siecle Style, Jügenstil, Secession Stil bölgesel olarak kullanılan adlara örnektir. Stilin ilk aşamalarındaki mimarlıkta aşamalar daha belirgindir; kullanılan abartılı barok stili benzeri dekoratif bezeme ve süslemeler sebebiyle Floral Style, Style Coup De Fouet(Kamçı Vuruşu Stili) ve Style Angouille(Yılanbalığı Stili) olarak da anılmıştır.

Ortaçağ gotik sanatını savunan İngiliz estetikçi ve tarihçi John Ruskin’den etkilenen; Praeraphaelit grubu üyesi William Morris, mutlulugun el emeğiyle elde edilebileceği, işçi kesiminin yasama sevincine bu tür çalışma ile ulaşabileceği inancındaydı . İnsan ile maddenin arasına giren makinenin , dolayısıyla endüstriyel gelişimin güzelliği yok ettiği görüşündeydi.Yalnız ve yalnız insan elinin maddeye can verebileceği , ortaçağ sanatçılarının eserlerinin mükemmelliğinden aldıkları zevkle özgür ve mutlu olduklarını savunuyordu.

Sosyalist fikirlere sahip W. Morris, sanatı ,el emeği niteliğiyle geniş halk topluluklarına mal etmek suretiyle demokratlaştırmak istemiş,sanat kurumları açmış ayrıca imal ve satışın bir arada gerçekleştiği atölye-mağazası Morris Company’i açmıştır(günümüz meslek okulları niteliğinde).

Doğruluğu tartışıladursun W.Morris’in bakış açısı birçok sanatçı tarafından benimsenmiş,desteklenmiş ;bu yolla el sanatlarına dayalı bir sanat akımı oluşmuştur.Endüstriyel gelişmelerle ev yapımı ürünlerin pahalı kalmasıyla fakir işçi kesim yerine zengin koleksiyonculardan rağbet görmüştür.Kısaca endüstriye yenilmiştir.

Art Nouveau ismi 1896 yılında Paris’te açılmış olan ,dekoratif mobilya ve aksesuar satan bir mağazadan gelmektedir.Devlet salonuna kabul edilmeyen sanatçıların da bu tur eşyaların alım satımıyla ilgilenmeye başlamasıyla akım güçlenmiş ve anti akademik bir nitelik kazanmıştır.

Art Nouveau zamanla klasizmi reddetmiştir. Bu toplumsal değişimi de yansıtan bir durumdur. Darwin sonrası bir toplumda, Tanrının varlığının ancak sorgulanabildiği bir zamanda, insan ruhunun karanlık yanları ortaya çıkmaya başlamıştı. ”Fin de siecle” yani “yüzyılın sonu” sanatçıları ve yazarları sis ve loşluğu parlak gün ışığına yeğlerler. Paris gece hayatından,dansçılar ve hayat kadınlarından ilham alan grafik çalımsalar,mimaride Victor Horta’nın Loie Fuller’e tasarladığı tiyatro binası bunu kanıtlar niteliktedir.

Klasizme sırtını dönen Art Nouveau sanatçıları ilhamı öncelikle doğada aramışlardır.Bitkisel motifler,kadın figürleri kıvrılan bükülen çizgiler akımın etkilediği her alanda kullanıldı.Bitkileri ve hayvanları düzenli kompozisyonlarda statik bir formda kullanan eskilerin aksine doğanın dinamik kuvvetleri dile getirilmeye çalışılmıştır.

Demirin yapı malzemesi olarak kullanılması (1889 Paris Fuarı için yaptırılan Eiffel Kulesi) mimari için önemli bir devrim hareketi olmuştur. Demir; metro girişlerinde, yapıların değişik bölümlerinde, günlük yaşam araç ve objelerindehem fonksiyonel hem de süs olarak (fer forge) değerlendirilmiştir.

Demirin kullanımının yanı sıra Art Nouveau’nun karakteristikleri : camın (vitray) yoğun kullanımı bunun bir sonucu olarak ışık ve aydınlatma çözümleridir. Aydınlatmanın önem kazanmasıyla cam pencerelerle aydınlatılan(misterious light) merdiven ya da hollerin merkez olarak yerleştirildigi yeni bir plan düzenine gidilmiştir.

Art Nouveau mimarlık sanatı 3 aşamada incelenebilir:

1896-1900yılları arasında başka stillerin yansımalarının net olarak görüldüğü bu dönemde Neo-Barok denilebilecek motifler ve bitkisel bezemeler ön plandadır.
“Gotik’i taklit ya da tekrar etmemeli sadece (ona) devam etmeliyiz” diyen Anton Gaudi yapıtlarında renkli yüzeyler, dalgalı formlar bol dekorasyon ve organik motifler kullanarak bu akımın ilk örneklerini yaratmıştır. Gotik mimari ve Catalan mimarisinin bir sentezi de sayılan yapıtların her yerinde süsleme öğeleri olarak bükük, kıvrık çizgili hacimler kullanılmıştır.
1905-1914 yılları arası geçiş aşamasıdır.Bu dönemde dekoratif süsler sadeleşmiş ,çizgiler stilize edilmiş,eğri çizgiler çokgen ve küpler oluşturmaya başlamıştır.
1925’te uluslararası stil uygulamaya geçmiş; eğriler-geometrik figürler, yoğun dekor-sistematik sadelik, fantezi-fonksiyon paralellikleri vardır.

Art Nouveau'nun el sanatlarını yayma ilkesi 20 y.y.da endüstriyel tasarım ekonomik ilkesini oluşturmuş ,el sanatlarının fonksiyonel olması gerekliliği vurgulanmıştır.Mimarlıkta da form fonksiyonu izler. Style Internationale aynı zamanda kübik hacimler oluşturur,düz yüzeyler teras nitelikli katlar bu formları tamamlar; yalınlaşan tasarımda yüzeyler dik açılarla birleşir.Bu mimari stilinin tanınmış temsilcileri arasında Le Corbusier,Walter Gropius,Mies Van Der Rohe, Avlar Aalto sayılabilir.

Resimdeki Temsilcileri:

Klimt, Beardsley, Van de Valde.

Mimarıdeki Temsilcileri:

Horta, Guimord, Gaudi.

Nouveau Style Book

The Art Nouveau Style Book of Alphonse Mucha

All 72 plates from "Documents Decoratifs" in Original Color. Included are designs for jewelry, wallpaper, stained glass, furniture and tableware; figure and botanical studies; and a selection of Mucha's famous panneaux decoratifs.

By David M.H. Kern. Paperback. 80 pages.

Nouveau Art in Istanbul








İstanbul’un yenisi: Art Nouveau

İstanbul mimari açıdan sizi büyüleyen ve avuçlarının içine alıp gözünüzü gönlünüzü açan bir şehir. Doğunun en batılısı belki de bu şehir. Tarihinin cumhuriyetle kesişme noktasında Art Nouveau akımının etkisinde batıya yaklaşmanın ama doğudan kopamamanın arasında kalmış. 


İki şehrin hikâyesini barındırır İstanbul. Birisi tarihin ve saltanatın göbeğinde bir limana kurulu eski bir şehir; diğeri ise biraz daha yukarıda, yeni, neşeli, eğlenceli, tarihi dokuyu moderniteyle kaynaştırmış... Bu şehir her iki yüzüyle sakinlerini olduğu kadar ziyaretçilerini de çok kısa bir zamanda avucunun içine alır, gözünü-gönlünü açar.

Şimdi, eski İstanbul’dan değil de daha çok Beyoğlu’nda şekillenen, Art Nouveau yapılarla çiçeklenen yeni İstanbul’dan bahsetmek istiyoruz sizlere. Fest Travel’in düzenlediği, Prof. Dr. Afife Batur’un rehberlik ettiği ‘İstanbul’da Art Nouveau Yapılar’ gezisi, İstanbul’un mimari açıdan renkli yönünü keşfetmeniz için bulunmaz bir fırsat.

Yeni Sanat: ‘Art Nouveau’, ‘Modern Style’, ‘Stile Floreale’, ‘Secessionsstil’
Art Nouveau, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında, Avrupa’da “Herkes için sanat, her yerde sanat” sloganı ile ortaya çıkar. Yaklaşık 25 yıl boyunca süren bu akım, Avrupa’da olduğu kadar İstanbul’un sosyal ve kültürel hayatında da derin izler bırakır. Esin kaynağını ağırlıklı olarak Japon kültüründen alan Art Nouveau, çiçekli bezemeler ve çizgisel düzenlemeleriyle mimariyi de etkiler.

İstanbul’un Art Nouveau ile tanışması, Osmanlı’nın Batı ile flört ettiği döneme rastlar ve yaklaşık 1920’lerin ortasına kadar sürer. Bu değişimde, 1870’de çıkan ve ağırlıklı olarak da Beyoğlu’nu etkileyen büyük yangının rolü büyüktür. 8 bin binanın küle döndüğü yangının ardından 1871’de yeni bir düzenleme ile inşaatlar başlatılır. Beyoğlu’nda arazi fiyatları birden yükselir ve ilçe üst gelir düzeyine sahip İstanbullular'ın yerleşim alanı haline gelir. Böylece bölgenin statüsü değişir ve bir Avrupa kentine dönüşmeye başlar. Görkemli yapıların yapımı neredeyse yüzyılın sonuna kadar tamamlanır. Tiyatrolar, Levantenlere ya da yabancılara ait okullar, kiliseler, apartmanlar, restoranlar, oteller, modaevleri, kitapçılar, seyahat acenteleri ve daha birçok kentsel zenginlik bu dönemde yerini bulur. Burjuva grupların Art Nouveau mimarlığına talebinin artmasıyla Pera, bir Art Nouveau yapılar müzesine dönüşür.

Art Nouveau akımını İstanbul’la tanıştıran İtalyan mimar Raimondo D'Aronco’dur. D’Aronco Avrupa menşeili bu akımı Türk mimarisi ile başarıyla birleştirir. Eserlerinde ağırlıklı olarak Bizans ve Osmanlı süslemelerinden esinlendiği görülür. İstanbul’daki birçok Art Nouveau yapıda onun imzası ya da izi vardır. Bu yapılardan en önemlisi ise İstiklal Caddesi’ndeki Botter Apartmanı’dır.

Maison Botter Apartmanı
İstiklal Caddesi’nde, Tünel'den Galatasaray'a doğru, İsveç Konsolosluğu'nun hemen yanında, yedi katlı, taş ve demir işçiliğinin en özel örneklerinin yer aldığı bir binadır Botter Apartmanı. 1900'de Padişah II. Abdülhamit'in modacısı ya da şimdiki deyimle 'imaj maker'ı Jean Botter için yaptırdığı bu görkemli yapı, günümüzde maalesef yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bir zamanlar İstanbul sosyetesinin uğrak yeri olan Botter Apartmanı, sonradan ortaya çıkan mirasçılar ve devlet arasında süren hukuki süreç nedeniyle sahipsiz ve bakımsız bir durumda.

Botter Apartmanı'nın inşası, imparatorluğun en çalkantılı dönemi olan 20. yüzyılın başına denk gelir. İmparatorluk, siyasi açıdan kaybettiği kudretini, İstanbul'u saraylar ve görkemli binalarla donatarak gidermeyi deniyor, Avrupa'dan ünlü mimarları çağırıyordu. Sultan'ın resmi terzisi olan Jean Botter tanınmış bir modacıydı. Sultan Abdülhamid ona verdiği değeri göstermek için Pera'da Botter Modaevi'ni yaptırmaya karar verdi. Bunun için ünlü İtalyan mimar Raimondo D'Aronco seçildi. Dönemin en önemli mimari akımı olan Art Nouveau tarzında inşa edilen binanın zemin ve birinci katı Botter'ın işyeri, üst katlar ise konut olarak düzenlenmişti. Apartman kısa zamanda Pera'nın en popüler yapısı oldu. İstanbul'un zenginlerine Avrupa modası burada tanıtılıyor, defileler yapılıyordu.

Şeyh Zafir Türbesi ve Kütüphanesi
Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndan aşağıya inerken, hemen solda yer alan, Ertuğrul Tekkesi adıyla da anılan Şeyh Zafir Türbesi, II. Abdülhamid tarafından Şazeli tarikatının önde gelen şeyhlerinden Şeyh Hamza Zafir adına yaptırılır. ¬İstanbul’daki ilk Art Nouveau yapılarından biri olan türbe, Avusturya Art Nouveau mimarisinden yola çıkılarak inşa edilmiştir.

Huber Köşkü
Boğaziçi'nin Rumeli yakasında, Tarabya Koyu'nun güneyinde muazzam bir bahçe içinde görkemli bir yapı bulunur. Bu yapı, Osmanlı-Almanya ilişkilerinde önemli bir role sahip Baron Huber’e ait Huber Köşkü’dür. Osmanlı ordusunun bütün teçhizatlarını karşılayan Krup firmasının temsilcisi olan Baron Huber, Abdülhamid döneminde Boğaz sosyetesinin en önemli isimlerinden biriydi.

Huber Köşkü, 77 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş. Köşkün arazisinde, ana bina dışında ahır, arabalık, müştemilat ve bir de av köşkü bulunuyor. Bahçesi yurtdışından özel olarak getirilmiş ağaçlarla düzenlenmiş ve ağaçların birçoğu 150 yaşın üzerinde. Ayrıca Türkiye’deki en eski sera burada bulunuyor, ancak sıkı bir restorasyona ihtiyacı var. Mimarı ve yapım yılı tam olarak bilinmese de yapıda Raimondo D’Aronco’nun etkileri görülüyor.

Boğaziçi’ne zarafet katan bu köşk, Huber ailesinin işgal öncesinde İstanbul’u terk etmesiyle birçok kez el değiştiriyor. 1985 yılında ise kamulaştırılarak Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılmaya başlıyor.

Hıdiv Kasrı
Boğaziçi’nde hem deniz hem de saray manzarası görebileceğiniz bir mekan Hıdiv Kasrı. Yapı, Anadolu Yakası’nda, Çubuklu semtinde geniş bir koru içerisinde yer alıyor. Kasrı, dönemin Mısır Valisi Abbas Hilmi Paşa, İtalyan Mimar Delfo Seminati’ye yaptırıyor.

Art Nouveau tarzındaki bu yapı aslında bir saray görünümünde. Bin metre kare alan üzerine kurulu kasrın dış kapısı tamamen altın yaldızlı çiçek figürleriyle bezeli. Yuvarlak mermer sütunlar, teraslar, yatak odası; kule, mermer, ahşap ve kristal salonları döneminin neo klasik, neo İslam ve neo Osmanlı öğeleriyle bezenmiş. Duvarlara, tavanlara ve sütun başlıklarına işlenen çiçek, meyve ve av hayvanları resimleri de Avrupa mimarisinin etkilerini yansıtıyor.

Ünü Avrupa'ya kadar yayılan, İstanbul'un en büyük gül bahçesine sahip Hıdiv Kasrı’nda, buharla çalışan ilk asansörlerden birinin de bulunduğunu hatırlatalım.

Boğaz manzarası, yemyeşil ormanları seyreden kulesi ile oldukça müstesna bir yapı olan Hıdiv Kasrı bugün turistik bir kafe-restoran olarak hizmet veriyor. Açık büfe yemek ve brunch servislerinden yararlanacağınız mekânda, oldukça uygun fiyatlarla klasik Türk mutfağından seçme lezzetleri tadabilirsiniz.

Ahmet Ratip Paşa Köşkü (Çamlıca Kız Lisesi)
Küçük Çamlıca’da bulunan Ahmet Ratip Paşa Köşkü, II. Abdülhamid’in son dönemlerinde Hicaz Valisi Müşir Ahmet Ratip Paşa tarafından, dönemin ünlü mimarı Kemalettin’e yaptırılmış. Bugün Çamlıca Kız Lisesi olarak hizmet veren dört katlı yapının inşaatında ve dekorasyonunda çok değerli malzemeler kullanılmış. Kapı ve pencerelerinde kalem işi tekniğinin uygulandığı köşkün görkemli merdivenlerinde ise kesme Bakara kristali kullanılmış. 
1908 Meşrutiyeti'nin ilanından sonra bina, bahçesi ve müştemilatıyla, dönemin Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakanı) Şükrü Bey tarafından bakanlık adına satın alınmış ve çok uzun süre kız lisesi olarak kullanılmış. Türk sinemasının mihenk taşlarından biri olan Hababam Sınıfı serisinin çekimlerinin de bu köşkte gerçekleştirildiğini belirtelim.


Kaynak: In İstanbul 6. sayı